|
|
 |
21/9/2008 - Deniz kızı
Bir zamanlar altı güzel kızı olan bir kral varmış. Ama bu kral insanların kralı değilmiş. Ülkesi dalgaların altında balıkların değerli taşlar gibi parıldadığı bir ülkeymiş. Genç prenseslerin anneleri çoktan ölmüş ve onları büyükanneleri büyütmüş. İçlerinde en güzelleri en küçük olanıymış. Saçları altın bukleler halinde omuzlarına dökülüyormuş. Kızlar büyükannelerinin anlattığı yeryüzüyle ilgili masalları çok seviyorlarmış. Bu masallarda bacak adlı iki şeyin üzerinde yürüyen garip insanlar varmış. Küçük denizkızı da bu anlatılanları görmek istiyormuş. “Onbeş yaşını beklemen gerekir,” demiş büyükanneleri. “O zaman gidip görebilirsin.”
En büyük denizkızı yaşı geldiğinde yüzeye çıkmış ve gördüğü ilginç şeyleri kardeşlerine anlatmış. Yıllar geçmiş ve sonunda küçük denizkızının da yüzeye, insanların dünyasına çıkabileceği gün gelmiş. Şimdiye kadar hep merak ettiği dünyayı artık kendi gözleriyle görebilecekmiş. Yüzeye doğru yüzerken güneş batıyormuş. Yakınlarda bir gemi demir atmış. Küçük denizkızı yüzeye çıktığında güvertedeki yakışıklı prensi görmüş. Prens kendisini birisinin gözlediğini de, prensesin ondan gözlerini ayıramadığını da bilmiyormuş tabii. Birden hava kararmış, gemi çıkan fırtınayla sallanmaya başlamış. Çok geçmeden yelkenleri parçalanmış, direği kırılmış ve gemi sulara gömülmüş. Küçük denizkızı sularda çırpınan prensi son anda görüp kurtarmış. Onu kucaklayıp kıyıya götürmüş ve sahile bırakmış. Sabah olduğunda prens hala yattığı yerde uyuyor, denizkızı da başucunda onu bekliyormuş. Az sonra birkaç kız koşarak gelmiş. Prens gözlerini açmış ve kalkıp yürümüş. Küçük denizkızı oracıkta üzüntüsüyle baş başa kalmış. O günden sonra küçük denizkızı prensi görebilmek umuduyla birçok kez yüzeye çıkmış. Artık dayanamıyormuş. Su cadısına gidip akıl almaya karar vermiş. Cadı onu görünce bir kahkaha atmış: “Niçin geldiğini biliyorum denizkızı,” demiş. “İnsana dönüşüp karaya çıkmak istiyorsun. Böylece prensle daha yakın olacağını düşünüyorsun. Ama bunun bir bedeli var, biliyor musun?” “Bilmiyordum,” demiş küçük denizkızı, “ama insan olabilmek için neyse öderim.” “Sesini istiyorum,” demiş cadı, “şu şarkılar söyleyen güzel sesini. Bana sesini verirsen ben de seni iki ayaklı güzel bir genç kıza çeviririm. Ama unutma, prens seni bütün kalbiyle sevmeli ve evlenmeli. Yoksa bir deniz köpüğüne dönüşüp sonsuza dek yok olursun.” ” Çabuk,” demiş küçük denizkızı. “Ben kararımı çoktan verdim zaten.” Bunun üzerine su cadısı küçük denizkızına içmesi için büyülü bir ilaç vermiş. Küçük denizkızı prensin karşısına dikildiği an prens bu hiç konuşmayan kızdan çok hoşlanmış ve onsuz yapamayacağına karar vermiş. Küçük denizkızı da prensi her geçen gün daha çok sevmiş, ama prens ona bir türlü evlenme teklif etmiyormuş. Prensin annesi ve babası, kendine eş bulması için baskı yapıyorlarmış. Prens sonunda yakındaki bir ülkenin prensesiyle tanışmaya karar vermiş. Yanında küçük denizkızını da götürmüş. Zavallı kız çok acı çekiyormuş. Prens komşu ülkeye gidip prensesle karşılaşınca aklı başından gitmiş ve hemen evlenmek istemiş. Düğünleri muhteşem olmuş. Her yer çiçek, ipek ve mücevherle kaplıymış. Mutlu çifti görmeye gelen herkes coşku içindeymiş. Yalnızca küçük denizkızı sessizmiş. Gözyaşları sessizce süzülüyormuş yanaklarından. O gece küçük denizkızı güvertede dikilmiş karanlık sulara bakıyormuş. Gün doğarken bir deniz köpüğü olup o sulara karışacakmış. Birden suların dibinden denizkızının kardeşleri çıkmışlar. Saçları kısa kısa kesilmiş. “Saçlarımızı su cadısına verdik, karşılığında da bu bıçağı aldık. Eğer bu gece bu bıçağı prensin kalbine saplarsan büyü bozulacak.” Küçük denizkızı bıçağı almış ama prense asla zarar veremeyeceğini biliyormuş. Güneş doğduğunda kendini ağlayarak denize atmış. Ama denize düşmemiş. Kendini havada uçarken bulmuş. Çevresinde altın renkli ışıklar dans ediyormuş. “Biz havanın kızlarıyız ” demişler. “Artık bizimle mutlu olursun.” Küçük denizkızı gökyüzüne doğru yükselirken aşağıya, prensin gemisine bakmış ve gülümsemiş.
ALINTIDIR
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

|
21/9/2008 - Kuğu Kızı Peri kızı
Yalçın kayaların tepesindeki bir şatoda, genç bir prens annesiyle birlikte yaşarmış. Bu prens havanın çiçek kokularıyla dolu olduğu bir bahar günü avlanmaya gitmiş. Av peşinde dolaşırken akşama doğru ağaçların arasında karşısına gümüş renkli minicik bir göl çıkmış. Birden uzaktan kanat sesleri duymuş ve ağaçların arkasına saklanmış. Üç tane uzun boyunlu narin kuğu gökten süzülmüş. Gölün kıyısına konan kuğular beyaz tüylerini bir elbise gibi çıkarmışlar. Genç prens gördüklerine inanamamış; kuğular birbirinden güzel genç kızlara dönüşüvermişler. Kızlar göle girip yıkanmış,eğlenmişler.Sonra da kıyıya geri dönüp, tüyden elbiselerini sırtlarına geçirip kanatlanmışlar. Kızların üçü de çok güzelmiş, ama en küçükleri dünya güzeliymiş. Prens o günden sonra başka şey düşünemez olmuş. Varsa yoksa kuğu kız! Sonunda annesine durumu anlatmış. “Eğer kuğu kıza kavuşamazsam, onunla evlenemezsem, ben bu dünyada yaşayamam” demiş. Prensin annesi çok kederlenmiş. “Ah yavrum! Sen kuğu kızı unut” demiş, “O bir peri kızı. Peri kızları da insanların yanında yaşamaz” diye dil dökmüş. Prens annesini seviyormuş, gerçekten yürekten seviyormuş, ama kuğu kızı daha çok seviyor olsa ki, vazgeçememiş. Kızı unutamamış. Kuğuları gördüğü göle geri dönmüş, sabah akşam arada kuğuların geleceği günü bekemeye başlamış. Bir gece uzaktan yine kanat sesleri duyulmuş. Prens heyecanla gözlerini gecenin karanlığına dikmiş. Sonunda üç zarif kuğu göl kıyısına konmuş. Kuğular, beyaz tüyden elbiselerini üzerlerinden atıp yine dünya güzeli birer kız haline gelmişler. Suya girip yıkanmaya başlamışlar. Onlar orada yıkanırken genç prens, en küçük kızın tüyden elbisesini kaptığı gibikaçmaya başlamış. Arkasına bile bakmadan koşmuş. Kız kardeşler de hemen kıyıya yüzmüşler. İki kardeş elbiselerini sırtına geçirip uçmuş. En küçük kız ise tüyden elbisesi olmadığı için uçamamış.Prensin peşinden koşmuş. Onu yakalayınca da önünde diz çöküp elbisesini geri vermesi için yalvarmış, yakarmış. Ablalarının peşinden gidebilmek için diller dökmüş. Prens kararlıymış. Kuğu kızıntüyden elbisesini vermemiş. Sırtına bir pelerin sarıp, kızı şatosuna götürmüş ve onunla evlenmiş. Bir süre sonra kuğu kızı peri kardeşlerini unutmuş. Tüyden elbisesini unutmuş. Gümüş renkli gölü unutmuş. Aradan altı bahar geçmiş. Ağaçlar yedinci defa çiçek açmaya başladığında, kuğu kızı peri kızı, prense bu şatoya ne zaman ve nasıl geldiklerini sormuş. Kız beyaz ışıklar saçan elbisesini bulup eline almış. Denemek ister gibi sırtına geçirmiş ve bir anda tekrar uzun boylu narin bir kuğu olup, açık pencereden uçuvermiş! Prens o günden bu yana her baharda gümüş renkli gölün kıyısına gidermiş.Göl kenarında oturur, gece uzaklardan duymayı ümit ettiği kanat seslerini dinler kuğuların geleceği anı beklermiş. Ama kuğu kız bir dahagelmemiş. Kuğu kızı peri kızını o günden sonra kimse görmemiş.
ALINTIDIR
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

|
21/9/2008 - Sevgi Şelalesi ve Şirin Prenses
Bir varmış bir varmış. Her şeyden önce bir varmış. Her şeyden önce O varmış. Develer tellal iken pireler berber iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken kocaman dağlar ardında çok büyük bir ülke varmış. Bu ülkede insanlar çok mutlu ve huzur içinde yaşarlarmış. Birbirlerini çok sever saygı gösterirlermiş. Ülkenin kralı halkına çok ilgili ve ülkesini çok seven biriymiş. Kralın bir tek kızı varmış, kralın kızı Şirin Prenses ülkenin en güzel kızıymış. Ülkede yaşayan bütün erkekler onun hayranıymış; ancak Şirin Prenses ülkedeki erkeklerin hiçbirinin kendisine göre olduğunu düşünmüyormuş. Prenses ülkenin en değerli taşlarıyla süslenmiş elbiseleri için bir ay edasında parlıyormuş. Şirin Prenses’i gören gördüğü anda ona âşık oluyormuş. Şirin Prenses, bir gün rüyasında çok yakışıklı bir prens görür. Gördüğü prens; Prensesin gördüğü en güzel gözlere, en güzel saçlara ve en güzel yüze sahipmiş. Prenses rüyasında gördüğü bu yabancıya âşık olur. Bu rüyalar 40 gece böyle devam eder, prenses her gece rüyasında o Yakışıklı Prensi görmeye başlar. Âşık olduğu prensle birlikte olamamanın verdiği hüzünle hastalanan Şirin Prenses yataklara düşer ve ülkenin en ünlü hekimleri derdine derman olamaz. Kral kızının bu durumuna çok üzülür ve Şirin Prenses’i hastalığının tedavi edilmesi için çok uzak bir ülkede yaşayan ünü dünyaca bilinen hekime gönderir. Atlar, develer hazırlanır ve yolculuk başlar, 7 gün 7 gece giderler, az giderler uz giderler, dere tepe düz giderler Soğuğun Başkenti olarak adlandırılan büyük bir ülkeye gelirler. Yollarının bitmesine daha çok vardır fakat kervan alayı çok yorulmuştur. Bunun üzerine oracıkta bir kamp kurulur ve o gün orada konaklarlar. Bu ülkede namı dünyaca bilinen Sevgi Şelalesi adında bir şelale varmış. Efsaneye göre bu şelalenin suyundan içenler hasret çektikleri kişilere daha çabuk kavuşurlarmış, bunu bilen Şirin Prenses bu şelaleden içmek ister ve şelalenin bulunduğu yere giderler. Şelalenin bulunduğu yer çok kalabalıkmış, Şirin Prenses kalabalığın sebebini merak eder ve yakınındaki Bilge Vezir’e sorar; - Bu kalabalık ne için burada toplanmış. - Bu ülkenin çok yakışıklı bir prensi vardır ve prens günlerdir burada uyumaktadır, der Bilge Vezir. Şirin Prenses rüyasındaki yakışıklı prense öyle bağlıdır ki, uyuyan prensi görmeden şelaleden su içmeye başlar. O sırada kalabalıktan büyük bir çığlık yükselir: “Prens uyandı, Prens uyandı.” diye bağırmaktadırlar. Bunu gören Prenses şaşkınlığa kapılarak uyanan prense bakar ve rüyalarındaki Yakışıklı Prens’in karşısında olduğunu görür. Yakışıklı Prens ile Şirin Prenses çok mutlu bir aile olurlar. Ömürlerinin sonuna kadar mutlu, mesut olurlar. ALINTIDIR
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

|
 |
 |
|
 |
| |