İLAYDANIN MASALLAR DİYARINA HOSŞGELDİNİZ Myspace Comments, Glitter Graphics at GlitterYourWay.com
Myspace Layouts
(81013 bytes)


İLAYDANIN MASALLAR

DİYARINA HOSGELDİNİZ

ANA SAYFAYA DÖN SIK KULLANILANLARA EKLE AÇILIŞ SAYFASI YAP

Menu

KELEBEKSİM.BLOGCU.COM SİTE SAHİPLERİ TANSU VE ECE ABLAMA BU SABLONU BANA HEDİYE ETTİKLERİ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDER BASARILARININ DEVAMINI DILERIM
Özel Arama

  • ANONİM MASALLAR
  • DÜNYA EDEBİYATINDAN MASALLAR
  • TÜRK EDEBİYATINDAN MASALLAR

  • ŞABLON TASARIMINI YAPAN KELEBEKSİM BLOGCUYA TESEKKURLER

    GoNuL

    gurcan

    Ruzgarocak

    LezzetDefteri


    Çizgi Film Resimleri

    Simli Winx Resimleri

    Melek Resimleri

    Çizgi Film Resimleri

    Simli Bebekler

    Melek Resimleri

    Melek Resimleri



    21/9/2008 - Deniz kızı

    Bir zamanlar altı güzel kızı olan bir kral varmış. Ama bu kral insanların kralı değilmiş. Ülkesi dalgaların altında balıkların değerli taşlar gibi parıldadığı bir ülkeymiş. Genç prenseslerin anneleri çoktan ölmüş ve onları büyükanneleri büyütmüş. İçlerinde en güzelleri en küçük olanıymış. Saçları altın bukleler halinde omuzlarına dökülüyormuş. Kızlar büyükannelerinin anlattığı yeryüzüyle ilgili masalları çok seviyorlarmış. Bu masallarda bacak adlı iki şeyin üzerinde yürüyen garip insanlar varmış. Küçük denizkızı da bu anlatılanları görmek istiyormuş. “Onbeş yaşını beklemen gerekir,” demiş büyükanneleri. “O zaman gidip görebilirsin.”

    En büyük denizkızı yaşı geldiğinde yüzeye çıkmış ve gördüğü ilginç şeyleri kardeşlerine anlatmış. Yıllar geçmiş ve sonunda küçük denizkızının da yüzeye, insanların dünyasına çıkabileceği gün gelmiş. Şimdiye kadar hep merak ettiği dünyayı artık kendi gözleriyle görebilecekmiş. Yüzeye doğru yüzerken güneş batıyormuş. Yakınlarda bir gemi demir atmış. Küçük denizkızı yüzeye çıktığında güvertedeki yakışıklı prensi görmüş. Prens kendisini birisinin gözlediğini de, prensesin ondan gözlerini ayıramadığını da bilmiyormuş tabii. Birden hava kararmış, gemi çıkan fırtınayla sallanmaya başlamış. Çok geçmeden yelkenleri parçalanmış, direği kırılmış ve gemi sulara gömülmüş. Küçük denizkızı sularda çırpınan prensi son anda görüp kurtarmış. Onu kucaklayıp kıyıya götürmüş ve sahile bırakmış. Sabah olduğunda prens hala yattığı yerde uyuyor, denizkızı da başucunda onu bekliyormuş. Az sonra birkaç kız koşarak gelmiş. Prens gözlerini açmış ve kalkıp yürümüş. Küçük denizkızı oracıkta üzüntüsüyle baş başa kalmış.

    O günden sonra küçük denizkızı prensi görebilmek umuduyla birçok kez yüzeye çıkmış. Artık dayanamıyormuş. Su cadısına gidip akıl almaya karar vermiş. Cadı onu görünce bir kahkaha atmış: “Niçin geldiğini biliyorum denizkızı,” demiş. “İnsana dönüşüp karaya çıkmak istiyorsun. Böylece prensle daha yakın olacağını düşünüyorsun. Ama bunun bir bedeli var, biliyor musun?” “Bilmiyordum,” demiş küçük denizkızı, “ama insan olabilmek için neyse öderim.” “Sesini istiyorum,” demiş cadı, “şu şarkılar söyleyen güzel sesini. Bana sesini verirsen ben de seni iki ayaklı güzel bir genç kıza çeviririm. Ama unutma, prens seni bütün kalbiyle sevmeli ve evlenmeli. Yoksa bir deniz köpüğüne dönüşüp sonsuza dek yok olursun.” ” Çabuk,” demiş küçük denizkızı. “Ben kararımı çoktan verdim zaten.” Bunun üzerine su cadısı küçük denizkızına içmesi için büyülü bir ilaç vermiş. Küçük denizkızı prensin karşısına dikildiği an prens bu hiç konuşmayan kızdan çok hoşlanmış ve onsuz yapamayacağına karar vermiş. Küçük denizkızı da prensi her geçen gün daha çok sevmiş, ama prens ona bir türlü evlenme teklif etmiyormuş. Prensin annesi ve babası, kendine eş bulması için baskı yapıyorlarmış. Prens sonunda yakındaki bir ülkenin prensesiyle tanışmaya karar vermiş. Yanında küçük denizkızını da götürmüş. Zavallı kız çok acı çekiyormuş. Prens komşu ülkeye gidip prensesle karşılaşınca aklı başından gitmiş ve hemen evlenmek istemiş. Düğünleri muhteşem olmuş. Her yer çiçek, ipek ve mücevherle kaplıymış. Mutlu çifti görmeye gelen herkes coşku içindeymiş. Yalnızca küçük denizkızı sessizmiş. Gözyaşları sessizce süzülüyormuş yanaklarından. O gece küçük denizkızı güvertede dikilmiş karanlık sulara bakıyormuş. Gün doğarken bir deniz köpüğü olup o sulara karışacakmış. Birden suların dibinden denizkızının kardeşleri çıkmışlar. Saçları kısa kısa kesilmiş. “Saçlarımızı su cadısına verdik, karşılığında da bu bıçağı aldık. Eğer bu gece bu bıçağı prensin kalbine saplarsan büyü bozulacak.” Küçük denizkızı bıçağı almış ama prense asla zarar veremeyeceğini biliyormuş. Güneş doğduğunda kendini ağlayarak denize atmış. Ama denize düşmemiş. Kendini havada uçarken bulmuş. Çevresinde altın renkli ışıklar dans ediyormuş. “Biz havanın kızlarıyız ” demişler. “Artık bizimle mutlu olursun.” Küçük denizkızı gökyüzüne doğru yükselirken aşağıya, prensin gemisine bakmış ve gülümsemiş.

    ALINTIDIR

    Yorum (0) :: Bağlantı




    21/9/2008 - Kuğu Kızı Peri kızı

    Yalçın kayaların tepesindeki bir şatoda, genç bir prens
    annesiyle birlikte yaşarmış. Bu prens havanın çiçek
    kokularıyla dolu olduğu bir bahar günü avlanmaya gitmiş.
    Av peşinde dolaşırken akşama doğru ağaçların arasında karşısına
    gümüş renkli minicik bir göl çıkmış.

    Birden uzaktan kanat sesleri duymuş ve ağaçların
    arkasına saklanmış. Üç tane uzun boyunlu narin kuğu gökten
    süzülmüş. Gölün kıyısına konan kuğular
    beyaz tüylerini bir elbise gibi çıkarmışlar.
    Genç prens gördüklerine inanamamış; kuğular birbirinden güzel
    genç kızlara dönüşüvermişler.
    Kızlar göle girip yıkanmış,eğlenmişler.Sonra da kıyıya geri dönüp,
    tüyden elbiselerini sırtlarına geçirip kanatlanmışlar.

    Kızların üçü de çok güzelmiş, ama en küçükleri dünya güzeliymiş.
    Prens o günden sonra başka şey düşünemez olmuş. Varsa yoksa kuğu kız!
    Sonunda annesine durumu anlatmış.
    “Eğer kuğu kıza kavuşamazsam, onunla evlenemezsem, ben bu dünyada
    yaşayamam” demiş.
    Prensin annesi çok kederlenmiş. “Ah yavrum! Sen kuğu kızı unut” demiş,
    “O bir peri kızı. Peri kızları da insanların yanında yaşamaz” diye dil dökmüş.
    Prens annesini seviyormuş, gerçekten yürekten seviyormuş,
    ama kuğu kızı daha çok seviyor olsa ki, vazgeçememiş.
    Kızı unutamamış. Kuğuları gördüğü göle geri dönmüş,
    sabah akşam arada kuğuların geleceği
    günü bekemeye başlamış.
    Bir gece uzaktan yine kanat sesleri duyulmuş. Prens heyecanla gözlerini
    gecenin karanlığına dikmiş. Sonunda üç zarif kuğu göl kıyısına konmuş.
    Kuğular, beyaz tüyden elbiselerini üzerlerinden atıp yine dünya güzeli
    birer kız haline gelmişler. Suya girip yıkanmaya başlamışlar.
    Onlar orada yıkanırken genç prens, en küçük kızın tüyden elbisesini
    kaptığı gibikaçmaya başlamış. Arkasına bile bakmadan koşmuş.
    Kız kardeşler de hemen kıyıya yüzmüşler. İki kardeş elbiselerini
    sırtına geçirip uçmuş. En küçük kız ise tüyden elbisesi olmadığı için
    uçamamış.Prensin peşinden koşmuş.
    Onu yakalayınca da önünde diz çöküp elbisesini geri vermesi için yalvarmış,
    yakarmış. Ablalarının peşinden gidebilmek için diller dökmüş.
    Prens kararlıymış. Kuğu kızıntüyden elbisesini vermemiş.
    Sırtına bir pelerin sarıp, kızı şatosuna götürmüş
    ve onunla evlenmiş. Bir süre sonra kuğu kızı peri kardeşlerini unutmuş.
    Tüyden elbisesini unutmuş. Gümüş renkli gölü unutmuş.
    Aradan altı bahar geçmiş.
    Ağaçlar yedinci defa çiçek açmaya başladığında,
    kuğu kızı peri kızı, prense bu şatoya ne zaman ve nasıl geldiklerini sormuş.
    Kız beyaz ışıklar saçan elbisesini bulup eline almış.
    Denemek ister gibi sırtına geçirmiş
    ve bir anda tekrar uzun boylu narin bir kuğu olup,
    açık pencereden uçuvermiş!
    Prens o günden bu yana her baharda gümüş renkli gölün kıyısına
    gidermiş.Göl kenarında oturur, gece uzaklardan duymayı ümit ettiği
    kanat seslerini dinler kuğuların geleceği anı beklermiş.
    Ama kuğu kız bir dahagelmemiş.
    Kuğu kızı peri kızını o günden sonra kimse görmemiş.

    ALINTIDIR

    Yorum (0) :: Bağlantı




    21/9/2008 - Sevgi Şelalesi ve Şirin Prenses

    Bir varmış bir varmış. Her şeyden önce bir varmış. Her şeyden önce O varmış. Develer tellal iken pireler berber iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken kocaman dağlar ardında çok büyük bir ülke varmış. Bu ülkede insanlar çok mutlu ve huzur içinde yaşarlarmış. Birbirlerini çok sever saygı gösterirlermiş. Ülkenin kralı halkına çok ilgili ve ülkesini çok seven biriymiş. Kralın bir tek kızı varmış, kralın kızı Şirin Prenses ülkenin en güzel kızıymış. Ülkede yaşayan bütün erkekler onun hayranıymış; ancak Şirin Prenses ülkedeki erkeklerin hiçbirinin kendisine göre olduğunu düşünmüyormuş. Prenses ülkenin en değerli taşlarıyla süslenmiş elbiseleri için bir ay edasında parlıyormuş. Şirin Prenses’i gören gördüğü anda ona âşık oluyormuş. Şirin Prenses, bir gün rüyasında çok yakışıklı bir prens görür. Gördüğü prens; Prensesin gördüğü en güzel gözlere, en güzel saçlara ve en güzel yüze sahipmiş. Prenses rüyasında gördüğü bu yabancıya âşık olur. Bu rüyalar 40 gece böyle devam eder, prenses her gece rüyasında o Yakışıklı Prensi görmeye başlar. Âşık olduğu prensle birlikte olamamanın verdiği hüzünle hastalanan Şirin Prenses yataklara düşer ve ülkenin en ünlü hekimleri derdine derman olamaz. Kral kızının bu durumuna çok üzülür ve Şirin Prenses’i hastalığının tedavi edilmesi için çok uzak bir ülkede yaşayan ünü dünyaca bilinen hekime gönderir. Atlar, develer hazırlanır ve yolculuk başlar, 7 gün 7 gece giderler, az giderler uz giderler, dere tepe düz giderler Soğuğun Başkenti olarak adlandırılan büyük bir ülkeye gelirler. Yollarının bitmesine daha çok vardır fakat kervan alayı çok yorulmuştur. Bunun üzerine oracıkta bir kamp kurulur ve o gün orada konaklarlar. Bu ülkede namı dünyaca bilinen Sevgi Şelalesi adında bir şelale varmış. Efsaneye göre bu şelalenin suyundan içenler hasret çektikleri kişilere daha çabuk kavuşurlarmış, bunu bilen Şirin Prenses bu şelaleden içmek ister ve şelalenin bulunduğu yere giderler. Şelalenin bulunduğu yer çok kalabalıkmış, Şirin Prenses kalabalığın sebebini merak eder ve yakınındaki Bilge Vezir’e sorar; - Bu kalabalık ne için burada toplanmış. - Bu ülkenin çok yakışıklı bir prensi vardır ve prens günlerdir burada uyumaktadır, der Bilge Vezir. Şirin Prenses rüyasındaki yakışıklı prense öyle bağlıdır ki, uyuyan prensi görmeden şelaleden su içmeye başlar. O sırada kalabalıktan büyük bir çığlık yükselir: “Prens uyandı, Prens uyandı.” diye bağırmaktadırlar. Bunu gören Prenses şaşkınlığa kapılarak uyanan prense bakar ve rüyalarındaki Yakışıklı Prens’in karşısında olduğunu görür. Yakışıklı Prens ile Şirin Prenses çok mutlu bir aile olurlar. Ömürlerinin sonuna kadar mutlu, mesut olurlar. 
    ALINTIDIR
    Yorum (0) :: Bağlantı




    15/6/2008 - DARI BAŞAKLARI

    Çok eski zamanlardan birinde, güneşin doğduğu ülkede yaşlı bir karı koca yaşarmış. Çok istemelerine rağmen gençliklerinde çocukları olmamış. Gündüz adam ormana gider, ağaç kesip satar, kadın da ev işleriyle uğraşırmış. Günün birinde kadın nehir kıyısında çamaşır yıkarken suda yüzen kocaman bir karpuz görmüş. Karpuzu yakalayıp evine götürmüş. Akşam karpuzu kesip yemek istemişler. Adaletli olsun diye kadın karpuzu özenle keserek tam ortasından ikiye ayırmış. Bir de ne görsünler ? Karpuzun içinden ufacık bir kız çocuğu çıkmış. Bu çocuğu bize Tanrı gönderdi diye sevinmişler. Mutluluk içinde çocuklarını büyütmüşler. Kız büyüdükçe güzelleşmiş. Zeki, alımlı bir genç kız olmuş.


    Köyde her yıl yapılan büyük bayramın yaklaştığı günlerde karı koca bayrama kızlarını da götürmek istemiş. Ama adet olduğu üzere, kızlarını faytona bindirerek götürmelerinin doğru olacağını düşündüklerinden, kasabaya fayton kiralamaya gitmişler. Kızlanna da kapıyı kimseye açmamasını tembihlemişler.

    Ama kızın annesi babası daha yeni uzaklaşmış ki, kötü ruhlu Amanoyaku kapıya dayanmış: “Sana bir şey söylemek istiyorum güzel kız, kapıyı açmasan bile biraz arala.” Kız, Amanoyaku’nun ısrarlarına dayanamayıp kapıyı biraz açmış. Açmasıyla kapıyı iten Amanoyaku odaya dalıvermiş. Güzel kızı bahçeye çıkarmış. Ağaca bağlamış ve onun elbiselerini giyerek, kızın kılığına girmiş.

    Yaşlı karı koca faytonla köye döndüklerinde, Amanoyaku’nun kızlarının kılığına girdiğini anlamamışlar. Amanoyaku’yu kızları sanıp, faytonla kutlamaların yapılacağı tapınağa doğru yola çıkmışlar. Ama bahçenin yanından geçerken baba, kızın çığlıklarını duymuş, arabadakinin gerçek kızı olmadığını, onun kılığına giren Amanoyaku’yu taşıdıklarını hemen anlamış.

    Derhal eve koşup orağım getirmiş. Ekinlerin yanından geçerken kapıyı açıp Amanoyaku’yu öldürmüş. İşte darı başaklarının uçları o zamandan beri kırmızıdır. Çünkü Amanoyaku’nun kanı akmış üzerlerine.

    Yorum (12) :: Bağlantı




    15/6/2008 - ÖĞRENCİ VE KRALIN KIZI

    Eski zamanlardan birinde yoksul bir öğrenci dünyayı tanımak için yolculuğa çıkmış. Hiç parası yokmuş. Ama genç yaşlarda parasız olmak hiç sorun olur mu ? Genç öğrenci dünyayı tanımak, kentleri görmek, başka ülkelerin gelenekleriyle, görenekleriyle tanışmak istemiş. Cebinde hiç parası olmasa da önemli değilmiş. “Geceleri ağaç altlarında uyurum, acıktığımda iyiliksever köylüler yemek verir, olmazsa yol kenarlarındaki meyve ağaçlarından
    karnımı doyururum” diye düşünüyormuş.

      Yollardan, tarla kenarlarında önüne çıkan buğdayları, bezelye tanelerini de topluyormuş. Günler aylar geçmiş. Kendi memleketinden çok uzaklarda dolaşırken bir gün güzel bir ülkeye gelmiş. Köylüler gencin nereden gelip nereye gittiğini merak etmişler. Dünyayı dolaştığını anlatmış. Köy sakinleri heyecanla dinlemişler öğrencinin anlattıklarını. Yemek vermişler.

    Genç, köylülerden akşam yatmak için de bir samanlık göstermelerini rica etmiş. Köylüler ise bu bilgili oğlanı samanlıkta yatırmak istememişler. Kralın sarayına götürmüşler. Orada nasıl olsa bir yatak bulunur diye düşünmüşler. Kral ve kraliçe genç misafire pek sevinmişler. Onlar da sohbet edebilecekleri bilgili ve kültürlü insan ararlarmış. Kral bir ziyafet sofrası hazırlatmış uşaklarına. Bir tek kuş sütunun eksik olduğu masada da oğlanı genç kızının yanına oturtmuş. Öğrenci, güzel prensesin yüzüne bile bakamıyormuş utancından, ama içinden de “Bu prenses benim eşim olmalı. Kader benim karşıma çıkardı” diye geçiriyormuş.

    İki genç birbirlerine de çok yakışıyorlarmış: “Kralım” demiş kraliçe. “Bu genç herhalde bizim kızımızı görmeye gelen bir prens. Onunla evlenmeyi düşünüyor olabilir” demiş. “Öyle şey olur mu?” demiş kral, “Bu yoksul bir genç. Sıradan bir öğrenci.” Gece, genç için sıradan bir yatak hazırlamışlar. Herkes odasına çekildiğinde, öğrenci yatmak için hazırlanırken tarlalardan topladığı şeyler ceplerinden odaya saçılmış. Genç bütün gece boyunca yerlerden onları toplamakla uğraşmış. Sabaha karşı da ancak bitirebilmiş. Kralın adamları gece genci gözlemişler. Bütün gece yatmadığını, eğilip kalktığını, uyuyamadığını krala anlatmışlar.

    Kraliçe: “Gördün mü!” demiş krala. “Ben söylememiş miydim. Bu bir prens. Yoksul yatakta yatamadı.” O gece gence krallara layık bir yatak yapmışlar. Günlerdir yatak yüzü görmeyen genç ise deliksiz bir şekilde uyumuş. Sabah olduğunda kral ve kraliçe gencin prens olduğundan artık eminmiş. Öğleye doğru “kızımızı sana verebiliriz genç prens” demişler. Genç öğrenci prens olmadığım, değil parası pulu, hazinesi ve sarayları, yatacak yere bile muhtaç olduğunu söylemiş. Ama kimseyi inandıramamış.

    Ülkede kırk gün düğün dernek kurulmuş. Kral, genç öğrenciye ülkesinin yarısını vermiş. Öğrenciyle prensesin çocukları olmuş. Öğrencinin aslında prens olmadığına uzun bir süre sonra inanmışlar. Ama geçen süre içinde kral ve kraliçe öğrenciyi o kadar çok sevmişler ki, artık dünyanın en zengin prensi bile gelse onunla değişmezlermiş.

     

    Yorum (3) :: Bağlantı




    www.eklesene.net www.eklesene.net - sitene radyo ekle
    Http://www.Lezzetdefteri.com eşimin sitesi Http://Gykeydiren.blogcu.com Http://Lezzetdefteri.blogcu.com ve Yönetici olarak görev yapmakta oldugum AMASTÜRK Forum ailesinin sitesi olan Http://www.Camfroghaber.net hepinizi ziyarete beklerim arkadaslar

    <- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->